
KİTABIN TANITIMI:
İskender Pala'nın yazdığı eserin dili oldukça akıcı .Beşeri aşktan ilahi aşka giden yolu anlatan kitabın içinde minyatür resimleri bulunuyor .Fuzilinin leyla ile mecnunundan beyetilerinde bulunduğu kitap edebiyat seven herkesin okuması gereken baş ucu kitaplarından biri.
KİTAPTAN ALINTI:
Ev ,bark,soy sop ,töre,adet dedin .Banan bir çok şeyler sayıp döktün.Duydum.Ne çareki unuttum.Mademki söz ,sevgiliye dair değil ,akılda tutmaya ne lazım?...
Bir bütün idim ben Leyla ile .Sense Leyla'yım diyorsun.Sen Leyla isen eğer;beni yakmaya hayalin yeter,takatim yok sana kavuşmaya.
4/10/2009 | Kategori: kitap tanitimi | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
EDEB YA HUU!!

EDEB YA HUU! | |
Sufilerin "edeb" kelimesini sık tekrarlamaları veya bazı ariflerin "Edeb ya hu!" şeklinde levhalar yazdırtıp duvarlarına asmaları belki de kelimenin bu mastar anlamına bir göndermede bulunmaktaydı. Çünkü "E-De-B" kelimesi "Eline, Diline, Beline (sahip olmak)" gibi bir hayat prensibini hatırlatıyordu. Nitekim edepli (terbiye ve haya sahibi, ölçülü, zarif) veya edepsiz (utanması olmayan, terbiyeden yoksun) kelimesinin açılımı da aslında "edb" kökünün bizzat insan için mutlak lüzumlu görülen bir anlamını bize sunar. İnsan ki yaptığı iş veya gösterdiği başarı ile halkı ziyafete davet etmeli, gelecek kuşaklar için bir şeyler üretip eğer mümkünse onlara bir ziyafet çekebilmelidir. Dünyaya gelişten maksat da zaten insanlık adına bir sofra donatmak, dünyaya yeni bir şeyler katıp öyle gitmek değil midir?. Sufilere göre edeb, "hep güzel şeylerle birlikte olma" demektir. Zünnun-ı Mısrî, edeb gözetmeyen bir müridin sufilik yolunda mesafe alsa da bir gün başlangıç noktasına döneceğini söyler. Sufiler edebi genelde ikiye ayırır: Zahirî edeb (beden ve şeriatla ilgilidir) ve batınî edeb (kalb ve Hak ile ilgilidir). Burada önemli olan batınî edebdir. Çünkü işin güzel oluşu dışı da güzel gösterir, ama dışın güzel oluşu içe tesir etmez, bilakis riyaya kapı aralar. Anlatırlar ki ünlü sufilerden Ebu Hafs müritleriyle birlikte hacca giderken Bağdat'ta Cüneyd'i ziyaret etmişler. Cüneyd misafirlerinin çok terbiyeli ve nazik tavırlarını görünce Ebu Hafs'a, "Maşallah!.. Müritlerini saray mensupları gibi edeplendirmişsin!" buyurmuş. Bunun üzerine Ebu Hafs, müritlerinin yapmacıklı birer gösteriş meraklısı olmadıklarını açıklamak üzere "Hayır, onların batınlarındaki edeb, zâhirlerine yansımıştır!" cevabını vermiş. Edebin dünya ehli için ayrı, dindarlar için ayrı, ârifler için ayrı kıstas ve görüntüleri olduğu, her mesleğe veya toplum kademesine göre başka edeblerden söz edilebileceği, "Güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen" Efendiler Efendisi'nin Muhammedî edeb ile ümmetine örnek olduğu, velhasıl "insan" olmak için edebin ilk şart sayıldığı açıktır. Başka bir ifadeyle, edeb, insanın gündelik yaşamını baştan sona kuşatmadığı sürece huzurlu bir hayattan söz edilemez. Her halin ve her tavrın bir adâbı (edebler silsilesi) vardır. Söz söyleme âdâbı, dinleme âdâbı, sofra âdâbı, sokak âdâbı, ev âdâbı, ziyaret âdâbı, ibadet âdâbı, oyun âdâbı, hatta tuvalet âdâbı... *** "Edb" mastarının isim hali olan "edeb" kelimesi, "yerinde ve ölçülü davranma melekesi, herkese karşı iyi davranma, her hususta haddini bilip sınırı aşmama, terbiye, nezaket, usluluk, zarafet, incelik, kibarlık, beğenme, alışkanlık, gelenek" gibi anlamlar taşır. "Nefsi hatadan koruyacak şeyleri bilmek" veya "sahibini kınanıp utandıracak hallerden koruyan yetenek" anlamı da yine edeb kelimesi hakkında sözlüklerde kayıtlıdır. Eskilere göre edeb genel bir kavramdır ve "güzel ahlakın tamamı"nı ihtiva eder. Bu durumda edeb için, "güzellikler ve iyiliklerin toplu adı" da diyebiliriz. İnsanı hayra ve doğruluğa davet eden her şey, yani insaniyet kavramının içini dolduran bütün erdemler (iyilik, dürüstlük, çalışkanlık, yardımseverlik, güzel ahlak, gülümseme vs.) edeb kelimesinde bir karşılık bulur. O halde âdem olmanın, yani adam olmanın özü ve özeti edepli olmaktır. Bu yüzdendir ki daha VII. yüzyıldan itibaren İslam medeniyeti çerçevesinde yazılan ahlak kitaplarının çoğunun isminde edeb kelimesini görürüz. İbn Mukaffa'nın Edebü'l-Kebîr veya Edebü'-Sağîr adlı risaleleri insanın başarılı olabilmesi ve sağlıklı iletişimin yollarını gösterip iyi ahlakı öğütler. İbn Kuteybe'nin, Ebu Bekir Hassâf'ın ve Buharî'nin bu konudaki kitapları neredeyse günümüzün başarılı olmanın yollarını anlatan moda kitaplarına benzer. Yani insanlar her devirde güzele ve mükemmele ulaşmayı öğütleyen kitaplar yazmışlardır. Daha sonraki çağlarda yazılan edeb kitapları ise birdenbire didaktik ahlak ve edebiyat konularıyla dolmaya başlamıştır. Artık gelişip olgunlaşan ahlakî-edebî hikmetler, seçkin ve münevver zümrenin örmek alınabilecek duygu, düşünce ve hayat tarzları, insanı merkeze alan hikmet ve bilgi vs. konular herkesin merak ettiği şeyler arasına girmiştir. Atalarımızın insanı edepli kılan, iyi ve güzel ahlaka ulaştıran bilgi için genel mânâda "edebiyat" kelimesini kullanmaları XIX. yüzyıla rastlar. Daha önce "ahlak, töre, muaşeret, karşılıklı güzel ilişkiler vs." demek olan edeb kelimesi Tanzimat yıllarından sonra literatür anlamında edebiyatı da karşılamaya başladı. Yani insanın ebed içinde sürmesi istenen mükemmel hayat, birdenbire edebiyatın omuzlarına yüklendi. O güne kadar süre gelen lugat (sözlük bilgisi), sarf ve nahiv (dilbilgisi), iştikak (kelime türeme bilgisi, etimoloji), meanî (anlam bilim), beyan (açık ve anlaşılır söz söyleme bilgisi ve edebi sanatlar), bedi (güzel ve doğru söz söyleme bilgisi), karz-ı şiir (şiir sanatı, poetika), aruz, kafiye (uyak), inşa (süslü nesir bilgisi), hat (güzel yazı, kaligrafi) gibi edebî bilimler de edebiyatın hizmetine verildi. Sonunda edebiyat sayesinde daha zarif, daha bedii, daha bahtiyar bir ömür tasavvuru geliştirildi. Şimdi soru şu: Bu tasavvur yalnızca bir hayal olarak mı kaldı; yoksa gerçekten edebiyat ile dostluğumuzdan hayatımıza yeterince güzellik yansıyor mu?!.. Cevabı her kişi kendi edebiyat serüvenini yeniden değerlendirerek versin lütfen. Sonra da isteyenler edebiyat vasıtasıyla "edb"e ulaşsın, isteyenler derinlikli ve mutlu bir "edeb" ülkesinde yaşasın. BERCESTE Ehl-i irfân arasında aradım kıldım talep Her hüner makbûl imiş, illâ edep, illâ edep Laedrîa Bilgeler arasında en makbul hünerin hangisi olduğunu çok arayıp sordum. Sonunda öğrendim ki her hüner makbul imiş, amma edeb hepsinden de üstünmüş (veya; edeb dairesinde yapılınca her hüner makbul imiş)!.. |
1/10/2009 | Kategori: makale | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
BAZILARININ HERŞEYİ, BAZILARININ HİÇBİR ŞEYİDİR

BAZILARININ HERŞEYİ, BAZILARININ HİÇBİR ŞEYİDİR
Bazılarının ömrünü verdiği, bazılarının hiçbir şeyidir…
Bir insan için çok şey demek olan bir şey, diğer bir insan için hiçbir şey ifade etmeyebilir…
Bir insanın uğruna ömür tükettiği şey, bir başkasının ömrünün saniyesinde yer almayabilir…
Yaşadığım bir öyküdür;
Gece saatlerinde radyo programcılığı yapmaya başladığım ilk yıllar…
Gece yarısını oldukça geçmiş bir saatte evime dönüyordum.. evimin bulunduğu mahallenin girişinde sivil bir polis ekibi beni durdurdu.. bir görevli üstümü aradıktan sonra sırtımdaki çantayı açmamı istedi.. çantanın içinde radyo programlarında kullandığım iki defter vardı..
Yıllar boyunca satır satır okuduğum kitaplarda altını çizdiğim cümleleri, geceler gündüzler boyunca yazdığım iki defterdi bunlar…
Görevli polis defterlerde yazılı olanları karanlıkta göremediği için arabanın farına tutarak, hızla ama dikkatli bir şekilde taradı.. işi bitince arabanın içinde oturan ve amiri olduğu anlaşılan kişiye dönerek, o gece ve sonraki günlerde aklımdan hiç çıkmayacak olan şu cümleyi söyledi:
“burada kayda değer bir şey yok amirim..”
sonra bana dönüp defterleri verdi ve teşekkür etti…
o gece yol boyunca, evde yastığa başımı yasladığımda ve sonraki günlerde bu cümle sık sık aklıma geldi…
“burada kayda değer bir şey yok…”
halbuki ben o defterlerde yer alan cümleleri okuduğum kitapları, cebimdeki beş kuruşun hesabını yaptığım öğrencilik yıllarımda almış, satır satır okumuş ve sonra onları göz nuru bir nakış işler gibi bu deftere yazmıştım.. benim yaşamadıklarımı ve düşünemediklerimi ve yazamadıklarımı benim yerime yaşayan, düşünen ve yazan insanların kelimeleriydi onlar…
birileri çok zaman günler ve geceler boyu sürecek yokluklara, yoksulluklara, acılara, hapislere, sürgünlere katlanarak yaşıyor ve yaşamayanların yerine yazıyordu…
bazıları bu satırlarla, hayatlarını ve ölümlerini kayda değer kılarken ve yazdıklarıyla dünyaya hayatlarının kayıtlarını düşerken, kimileri için bütün bu kayıtlar hiçbir şey ifade etmiyordu…
hayatını bir kitabın satırlarına hediye ederek ölenleri biliyordu bu yaşlı dünya…
bazılarının ömrünü verdiği, bazılarının hiçbir şeyidir…
bir insan için çok şey demek olan bir şey, diğer bir insan için hiçbir şey ifade etmeyebilir…
bir insanın uğrunda ömür tükettiği bir şey, bir başkasının ömrünün saniyesinde bile yer almayabilir…
hayatınızda kayda değer bir şey var mı?...
Ahmet Savaş
30/9/2009 | Kategori: deneme | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Hepsi Bu

Değişen ben değilim
dönüşen savaş
yaşlanmakla ıslanmak aynı şey:
bir yağmurun gölgesinde ihtiyarlanmak
şimdi ölüm bile yetmiyor
acılarımızı tartmaya
dostlar
alıngan bir sahili pinekliyorlar
bir merhabayı bıçaklar gibi artık
selamlaşmalar
değişen ben değilim
dönüşen savaş
artık zaman bile yetmiyor
yaşadığımızı sanmaya
yine de ışıklar bu kenti
güzelmiş gibi gösteriyor
geceleri...
geceler...
yani
Ahmet Haşim in kafiyeleri...
seni aklıma düşüren
yerçekimi değil
yalancı yıldızlar
öyle uzaksın ki
üflesem soğuyacaksın
sarılsam okyanus
bir aşka yetecek kadar
ve anımsatacak kadar
sebepsiz bir ölümü,
acılarımız
ve kafiyelerimiz var...
işte hepsi bu kadar...
Yılmaz Erdoğan
27/9/2009 | Kategori: siir | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Âh MİNEL AŞK
Âh MİNEL AŞK
27/9/2009 | Kategori: deneme | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı